Bir Medeniyetin Sesi

Her türlü ses insanı etkiler. Gerek tabiattaki doğal sesler gerek hayvan sesleri, su sesi ve en önemlisi insan sesi. Tüm bu sesler kişiyi müthiş etkiler ve huzura kavuşturur. Ayrıca bu sesler bir enstrüman ile icrâ edilirse, işte o zaman bu sesleri dinlemeye doyum olmaz.

Seslerin konuşma ile anlatılamayan huzuru aktarabildiği aşikardır. İnsanlar her ne kadar son yüzyılın vermiş olduğu bilinçaltı ile batı medeniyetini her türlü ilmin merkezi olarak görseler de ne yazık ki gerçekler tamamen farklıdır.

Rehabilitasyon ve zihin engeli konusunda da aynı farklılık baş göstermektedir. Batıda her şeye rağmen bulunmayan en önemli eksiklik merhamettir.

Doğunun İslam medeniyeti ile iyice pekişen merhamet elçiliği zamanla her alanda olduğu gibi rehabilitasyon ve zihin engeli eğitimi konusunda da batıya çok büyük bir öğreticilik ve rol modelliği yapmıştır.

Doğunun kadim medeniyetlerini oluşturan ecdadımız ise bu alanlarda çok büyük buluşlar ortaya koymuştur.

Nitekim bu olağanüstü buluşu Selçuklulardan sonra devlet desteği ile ilk uygulayan Osmanlılar olmuştur. Osmanlı akıl hastalarını müzik ve su ile tedavi ederken Avrupada delilerin, “içlerinde şeytan var” denilerek yakıldığı ve cüzzamlıların ıssız adalara sürüldüğü bir gerçektir. 1488’de Edirne’de yapılan Sultan Bayezit Dârüşşifâsı’nda akıl hastaları tedavi edilirdi. Yine 15. Yüzyıl sonlarında II. Bayezit’in Edirne Dârüşşifâ’sı, 16. Yüzyıl başlarında Hürrem Haseki-Sultan’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı Haseki Dârüşşifâ’sının en önemli bölümü Bimarhane idi (halk dilinde “tımarhane”). Halen daha faaliyetlerini devam ettirmektedir.

  1. Yüzyıla kadar Avrupa’da akıl hastası, şeytan tarafından ruhu teslim alınmış ancak cismen insan olan bir varlıktı. Modern psikiyatrinin büyük kurucularından Psikiyatr Dr.Kraft-Ebing şöyle yazıyor: “Hıristiyanlık, akıl hastalarına ilgi göstermiyordu. Onları şeytan tarafından ele geçirilmiş yaratıklar şeklinde algılıyordu. Avrupa, akıl hastalarını tedaviyi Türkler’den öğrendi. Türkler, bizden çok önce, akıl hastalarına özgün hastaneler kurdular.”

Dr. Kraft ebing’in bu sözleride batıyı temsil eden Avrupa için bir itiraf, Türk toplumu için bir iftihardır.

İslam dini ile merhamet duygusu

“Allah korkusu” çerçevesinde genişleyen Müslüman Türk toplumu Anadolu coğrafyasında inşa ettiği akıl hastaneleri ile adeta toprağın bağrına birer merhamet çınarı dikmiştir.

Gerçek şudur ki “deliliğin hastalık olduğu 16. Yüzyıl Avrupası’nda bilinmiyordu.” “1818’de Fransa’da akıl hastaları, hayvanlardan ve canilerden daha kötü muamele görürdü.” 1788’de Türkiye’ye gelen Dr. John Heward adlı İngiliz, İstanbul’da yalnızca akıl hastalarını kabul edip tedavi eden hastane olduğunu işitince ziyaret edip hayretle gezdi. Dönüşünde yazdığı raporda, akıl hastanelerinin Türkiye’de çok iyi olduğunu, bu durumun İngiltere için “örnek ve takdire cidden değer” tıp kuruluşları şeklinde işlediğini belirtiyordu.

Gelelim musiki ile tedaviye, şifahanede musiki ile tedavi gelişmiş olup, hangi makamın hangi hastalıklara iyi geldiği bile tespit edilmiştir. Osman’lı medeniyyetinin bir çok yerde aşağı doğru akan çeşmelerini görmüşsünüzdür. Suyun suya çarptığı andaki çıkan melodiler hastaları huzura kavuşturmaktadır.

Osmanlı hekimlerinden şair Sururi Hasan Efendi’nin “Taat-ü’l-Emcize” adlı eserinde, bu makamlar ve kullanıldıkları hastalıklar ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Ayrıca, hastalıkların tedavisinde kullanılan bu makamların, günün hangi saatlerinde dinlenildiği de önemlidir. Mesela nihavent makamı öğleden sonra daha tesirliyken, rast makamı gece ve seher vakitlerinde daha tesirlidir.

  1. Yüzyıla kadar hastalıklara iyi geldiği kabul edilen musiki makamlarının belli başlıları şöyledir:

Buselik Makamı: Kulunç ve bel ağrılarının tedavisinde faydalar sağlar.

Büzürk Makamı: Beyin, kulunç ağrılarına iyi gelir, kuvvetsizliği ortadan kaldırır.

Egule Makamı: Kalp hastalıklarına olumlu yönde tesirleri olan bir makamdır.

Hicaz Makamı: Bevliye hastalıklarının tedavisinde destekleyici rol oynar.

Hücent Makamı: Ateşli hastalıkları yenmede faydalıdır. Hazmın kolaylaşmasında ve vesvesenin uzaklaştırılmasında tesirleri vardır.

Hüseyni Makamı: Kişiyi ferahlatır. Kişinin kendine güveninin artmasına ve ferahlamasına yardımcı olur. Otistik ve spastik hastalara faydalıdır.

Irak Makamı: Asabî mizaçlılara ve hafakana iyi gelir.

İsfahan Makamı: Zihni açar, zekâyı keskinleştirir, anıları tazeler.

Nevaî Makamı: Kadın hastalıklarının tedavisinde ve üzüntüyü gidermede kullanılır.

Nihavend Makamı: Kan dolaşımı, karın bölgesi ve bacaklardaki ağrıların tedavisinde olumlu tesirleri vardır. Kişiye güven hissi verir.

Rast Makamı: Akıl hastalığından ve felç illetinden kurtulmaya yönelik yardımcı ve destekleyici bir makamdır.

Revaî Makamı: Baş ağrısının tedavisinde kullanılan bir makamdır.

Uşşak Makamı: Kalp, karaciğer, sıtma ve mide hastalıklarının tedavisinde yardımcı bir metottur.

Yens makamı: Sırt, eklem ve kulunç ağrılarının tedavi edilmesinde yardımcıdır.

Zirgüle Makamı: Kalp, beyin hastalığı, menenjit, mide harareti, karaciğer ateşine iyi gelir.

Zirefkend Makamı: Felç ve sırt ağrısına iyi gelir, kuvvet hissi verir.

Osmanlının önemli alimlerinden Farabi ise müzik makamlarını ruhumuza etkisine göre sınıflandırmıştır. Farabi’ye göre:

1             Rast: Neşe ve huzur

2             Rehavi: Sonsuzluk

3             Küçek: Hassasiyet

4             Büzürk: Çekinme, sakınma

5             İsfahan: Hareket kabiliyeti ve güven

6             Neva: Lezzet ve ferahlık

7             Uşşak: Gülme

8             Zirgüle: Uyku

9             Saba: Cesaret, kuvvet

10           Buselik: Kuvvet

11           Hüseyni: Sükunet ve rahatlık

12           Hicaz: Alçak gönüllülük

Nitekim ünlü Türk seyyah Evliya Çelebi de 1652 yılında Edirne ziyaretinde  II Beyazıt Külliyesi’ne uğrar. Hastanenin müzikle tedavi yöntemini şu şekilde aktarır:

“Merhum ve Mağfur Bayezid Veli Hazretleri Vakfiyesinde, hastalara deva, dertlere şifa, divanelerin ruhuna gıda ve defi seva olmak üzere 10 adet hanende ve sazende gulan tayin etmiş ki, üçü hanende, biri neyzen, biri kemancı, biri musikarcı, biri santurcu, biri çengi, biri çenk santurcu, biri udcu olup, haftada üç kez gelerek hastalara ve delilere musiki faslıederler. Allahın emriyle, nivesi saz sesinden hoşlanır ve rahat ederler. Doğrusu musiki ilminde neva, rast, dügah, segah, çargah, suzinak makamları onlara mahsustur. Ama zengule makamı ile buselik makamında rast karar kılsa insana hayat verir. Bütün saz ve makamlarda ruha gıda vardır…”

Tüm bu yazdıklarımın ve kaynaklardan alıntıladığım yazılar ile diyorum ki “müzik ruhun gıdasıdır” söylemini insan tedavisinde kullanan her kim ise, hangi millet ve toplum olursa olsun kutlamak ve bunu kullanmaya devam etmek gerektir.

Samet Doğan

Zihinsel Engelliler Öğretmeni

Mesaj Yaz
1
Merhaba ben Digiyardım,
Size nasıl yardımcı olabiliriz?